Mukayeseli (Delilleriyle Karşılaştırmalı)
Namaz ve Oruç Kitabı

Ciltsiz – 14 Kasım 2024

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve sellem)'in ayrı ayrı zamanlarda aynı konuda farklı uygulamaları olmuştur. Bunun birisi doğruysa öteki yanlıştır denemez. Tek bir uygulama olsaydı mesele daraltılmış, zorlaştırılmış olurdu. Oysa Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve sellem)in farklı uygulamalarının özü aynı, teferruatı farklı olabilmiştir. Bu da bir kolaylıktır. 

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve sellem)'in, "beni, nasıl namaz kıldığımı görürseniz, öylece namaz kılın" mübarek sözlerinde olduğu gibi. İftitah tekbiri dediğimiz namaza giriş tekbirinde Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhive Sellem)'in mübarek ellerini omuzları hizasına kadar kaldırdığına dair de rivayet var, kulak yumuşağına kadar kaldırdığına dair de. 

Neticede iki uygulamada da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve sellem)'e uyulmuş olunur. İşin özü de namazdır. Allah'ın "namaz kılın" emrine itaat edilmiş olur. Şimdi, madem ki iki türlü rivayet de sahihtir, o halde geriye bu uygulamalardan hangisini alacağız veya hangisini almak daha güzeldir meselesi kalmıştır.

Delilleriyle
Hanefi İlmihali
Namaz ve Oruç Kitabı

Ciltsiz – 14 Kasım 2024

Delilleriyle Hanefi İlmihali Namaz ve Oruç Kitabı

Bir Müslümanın Günlük Dua Hayatı

Ciltsiz – 14 Kasım 2024

Düa öyle bir ibadettir ki, araya kimseyi koymadan, kimseden "hamili kart yakınımdır" gibi yazılı bir belge götürmeden, aracılara ihtiyaç olmadan doğrudan Allah (Celle Celalüh)'le konuşmak, O'nunla irtibata geçme demektir. İnsan denen meçhul ne kadar aciz. Ne kadar zayıf. Ömrü ne kadar kısa. Kendine ne kadar mâlik? Ama isteklerinin haddi hesabı yok. Arzu ve hayalleri sınırsız. İhtiyaçları dağlar cesametinde (büyüklük ve hacim). Kendi hakkında doğru olanı tecrübe edip bulabilecek kadar ömrü uzun değil. İnsanın gördükleri, bildikleri ve tecrübe ettikleri sınırlı olduğu için, kendisi hakkında en iyisi, en hayırlısı nedir, en güzeli hangisidir bilemez.

Çoğu zaman neye ihtiyacı olduğunu idrak edemez. İsabetli karar veremez. Bütün bunları en iyi bilecek olan; insanı planlayan, yaratmayı murad eden ve sonra da en güzel kıvamda yaratan, onun mûcidi, onu varlık âlemine çıkaran Allah (Celle Celalüh)'tür. Düaları okurken mânâsı nedir, niçin okumalıyız, okurken neleri düşünmeliyiz gibi hususları kısa kısa izah etmeye gayret edeceğiz. Bir mükellef müslümanın sabah kalkmasından diğer sabaha kadar olan zaman diliminde okunacak duaları arzetmeye çalışacağız.

Yahudi ve Hıristiyanlar Cennete Girer Diyenler Cennete Giremez

Mustafa Akten | Ciltsiz – 14 Kasım 2024

İlim adamları şöyle demişlerdir: "Cehalet üç türlüdür: 

1-Cehl-i basit: Bir şeyi bilmemek ve fakat bilmediğinin farkında olmaktır. Bu gibi insanların öğrenme imkânı vardır. 

2-Cehl-i mürekkeb: Bilmemek ve bilmediğinin farkında da olmamaktır. Bu tiplerin, bilmediğinin farkına varmadıkça öğrenme imkânı yoktur. 

3-Cehl-i Mik'ap: Bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen ama en doğru bildiğini iddia eden, katmerli câhil. Yâni üç boyutlu cehalet, derinliği olan cehalettir ki; bilmediği halde, kendini biliyor zannetme veya yanlış malumatını doğru kabul etme halidir. Yani, yanlış bilgisini ilim sanmaktır.

Bu kitapçığın içinde bu tür allâmelere (!) şahit olacaksınız.

Sen (Ben) Hakikaten
Müslüman Mısın (Mıyım)?

Ciltsiz – 14 Kasım 2024

Okuyucu, kitabın başlığını garip karşılayabilir. Haklıdır da. Çünkü toplumun, dînini öğrenebileceği kurumların, eğitim ve öğretimin yetersizliği böyle bir sonucu doğurmaktadır. Türk insanı, bir fetret dönemi yaşamıştır ve halen yaşamaya devam etmekteyiz. Bunun için Türk toplumunun kahir çoğunluğu İslâm dîniyle ya ilgilenmemekte yada sadece aileden ve çevreden duydukları ve gördükleriyle yetinmektedir. İslâm dininin kitabı olan Kur'an'dan bir hüküm, bir direktif duyduğu veya gördüğü zaman da şaşırmaktadır. Halbuki inandım dediği Kur'an'a muttali (haberli, bilgi edinmiş) olsa hayret etmeyecektir. 

Çünkü Kur'an; inanmış, iman etmiş bir insanın îmanını diri tutma adina, "Ey iman edenler! Îman edin!" diyerek, îman meselesinin hassasiyetine dikkat çekmektedir. Kendisini müslüman kabul eden bir kimse beş vakit namazda en az kırk defa Fâtiha Sûresi'ni okuyarak, "Allah'ım! Bizi sırât-ı müstakîm hidayet buyur" diye zaten söylemektedir. Hidayete ermiş, müslüman olmuş, namaz kılıyor, yine de günde kırk kere Allah'tan hidayet talep etmektedir. Bunun bir hikmeti olmalı değil midir? Yine Saf Sûresi'nde (âyet 10-11), "Ey iman edenler! Size; sizi, feci bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne îman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. 

Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." buyurulmuştur. Yüce Allah, zaten iman etmiş olan insanları muhatap alarak, hem dünyada hem âhirette mutluluğu getirecek bir ticarete delâlet ederken," Yeniden Allah ve O'nun Peygamberine inanıp, îman edersiniz ve Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edersiniz," buyurmaktadır. Bu da gösteriyor ki insan kendisini daima,"Sen hakikaten îman ettin mi, müslüman misin? diyerek sorgulayıp durmalıdır.

©Urheberrecht. Alle Rechte vorbehalten. | Impressum

Wir benötigen Ihre Zustimmung zum Laden der Übersetzungen

Wir nutzen einen Drittanbieter-Service, um den Inhalt der Website zu übersetzen, der möglicherweise Daten über Ihre Aktivitäten sammelt. Bitte überprüfen Sie die Details in der Datenschutzerklärung und akzeptieren Sie den Dienst, um die Übersetzungen zu sehen.